AYM'nin kararı sektörü nasıl etkileyecek?

Anayasa Mahkemesi'nin geçen hafta sigortacılık ile ilgili verdiği karar sektörde soğuk duş etkisi yarattı. Peki bu karar sektörü nasıl etkileyecek, sektör bundan sonra neler yapacak? Ali Karaaslan Sigorta Gündem için yazdı.

  • İçerik
  • Yorum
  • Yayınlanma: 14.10.2020 - 13:29
    Son Güncelleme: 20.10.2020 - 18:34

Anayasa Mahkemesi KararınınSigorta Sektörüne Etkisi

09.10.2020 tarihli Resmi Gazate'de yayımlanan 17.07.2020 tarih ve 2019/40 Esas Sayılı, 2020/40 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı ile ile KTK'nın 90. maddesinde geçen Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında geçen tazminatların "bu Kanun ve bu Kanun çercevesinde hazırlanan genel Şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir." ifadesi, "ve genel şartlarda"  ve 92. maddesinin iptaline karar verilmiştir. Yani, Kanunda açıkça yetki verilmeyen hususlara ilişkin Genel Şartlarla düzenleme yapılamayacağı kararı verilerek, buna ilişkin idareye  düzenleme yetkisi veren maddeleri Anayasaya Aykırı bularak reddetmiştir. Bu durumda Genel Şartlarla yapılan düzenlemelerin önemli kısmı da hükümsüz kalmıştır.

Anayasaya Aykırılık  Gerekçe Özeti

Kararda maddenin iptalinin gerekçesi özetle aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.

  • Düzenlemelerin Sözleşme özgürlüğüne sınırlama getirdiği,
  • Hukuk devlet ilkesi gereği, temel hakları sınırlayan düzenlemelere yetki veren Kanun maddesinin duraksamaya ve kuşkuye yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir, nesnel olması ve ayrıca kamu otoritesinin keyfi uygulamalarına karşı koruycu önlemleri içermesinin gerekliliği,
  • Kanunilik İlkesine aykırılık
  • Haksız fiillerde zarar hesabı Borçlar Kanununa göre yapılması gerekirlen, sigorta şirketinin yükümlülüğü Genel şartlara göre belirlenmekte, zarar verenin yükümlüğü ile sigorta şirketinin yükümlülüğünün farklılaşması oluşmakta (aynı fiil nedeniyle farklı tazminat uygulanması), işletenin yükümlülüğünün zorunlu sigorta ile giderilememiş olması

 

Kararın Etkisi

İptal edilen madder idareye Genel Şartlarla Tazminatın Belirlenemsine ilişkin yetki veren maddeler olup, bu çerçevede tazminatın hesaplanamsına ve sınırlandırılmasına ilişkin Genel Şartlar Düzenlemeleri hükümsüz kalacaktır. Zararın hesaplanmasında artık Borçlar Kanunu'nu asas alınacaktır. Borçlar Kanunu’nunda da gerçek zarar prinsibinin gererli olması, tazminat hesabına ilişkin ayrıntılı düzenleme olmaması nedeniyle, birçok hususun Yargıtay kararları çerçevesinde belirlenmesi sonucunu doğuracaktır.

Bu durumda özetle uygulamada nelerin değişeceği aşağıya tablo olarak çıkarılmıştır.

 

 

Eski Durum

Yeni Durum

Değer Kaybı

Değer kaybı, Genel Şartlara ek tabloya Uygun Olarak hesaplanmaktadır.

Değer kaybı için formu ve sınırlamalar kalkmış oldu, piyasa fiyatı geçerli olacak, Piyasa fiyatındaki azalış dikkate alınacak, 165 bin km'nin üzerindeki araçlar için de tazminat ödenecektir.

Eşdeğer Yedek Parça 

Eşdeğer yedek parça kullanımına ilişkin Genel Şartlar düzenlemesi Danaıştay Tarafından iptal edilse de, Genel Şartlarda yapılan düzenleme ile takrar madde eklenmişti

Eşdeğer parçaya ilişkin son Genel Şartlardaki düzenlemenin  etkisi kalmadı, orijinal yedek parçanın kullanımı gerekecektir.

Maluliyette Esas Alınacak Yönetmelik

Genel Şartlar düzenlemesi gereği Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre maluliyet oranı belirlenmekte idi

Yargıtay Kararları gereği Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre belirlenen çalışma gücü kayıp oranı belirlenecektir.

Uygulanacak Mortalite Tablosu ve Reeskont Faizi

Genel Şartlar düzenlemesi gereği TRH-2010 motalite tablosu esas alınarak hesaplama yapılmakta ve %1,8 teknik faiz uygulanmaktadır

PMF-1931 / TRH 2010 mortalite tablosu tartışmaya açılmış oldu,Yargıtayın kararlarında genel olarak PMF-1931 tablosu esas alınsa da son zamanlarda TRH-2010 tablosunun daha doğru olduğu kararı verildiği de görülmektedir. Ancak, Yargıtay kararlarında istikrarlı olarak faizin sıfır alındığı görülmektedir. TRH-2010 mortalite tablosunu esas alınması durumunda yaşam süresi daha yüksek olduğundan sigorta şirketinin ödeyeceği tazminat tutarı daha da artacaktır.

Geçici işgöremezlik Gideri

Genel Şart düzenlemesinde sürekli maluliyetin heyet raporundan itibaren başlayacağının düzenlenmiş olması, bu tarihten önceki giderlerin geçici maluliyet sayılacağı ve bundan da SGK'nın sorumlu olacağı belirtilmiş olduğundan geçici maluliyet tazminatı ödenmemektedir.

Genel Şartların hükmü kalmadığından ve SGK tarafından da geçici maluliyet tazminatı ödenmediğinden tazminat ödenecektir.

Geçici Bakıcı Gideri

Genel Şartlarda geçici bakıcı gideri SGK yükümlülüğünde sayıldığından ödenmemektedir.

Genel Şartlar hükmünün ortadan kalkması nedeniyle geçici bakıcı gideri de sigorta şirket tarafından ödenecektir.

 

Karar hangi dönemdeki uyuşmazlıklar için uygulanacaktır?

Karar, yayımı tarihinden itibaren geçerlidir. Kararın yayımı tarihi olan 09.10.2020'den itibaren artık, zarar tepiti Borçlar Kanunu'na göre yapılacaktır. Anayasanın 153. maddesi gereği "İptal kararları geriye yürümez." Ancak, geriye yürümemesinin tam olarak uygulamasının nasıl olacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Kesin olan karara bağlanmış uyuşmzalıklar için artık yeniden yargılama yapılamaz. Daha önce ödemesi yapılan tazminatlar ve devam eden taleplere ilişkin nasıl bir uygulamanın söz konusu olacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Ancak, Danıştay’ın görüşü; Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen kanun hükümlerine ilişkin iptal hükmünün hukuki sonuçlarının; söz konusu hükümlerin yürürlükte bulunduğu dönemlerde açılmış bulunan ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal kararı tesis edildiği dönemde halen derdest haldeki davalarda dikkate alınması gerektiği yönündedir. Yani karar öncesindeki uyuşmazlıklarda da Anayasa Mahkemesi kararının esas alınması gerektiği görüşü ağır basmaktadır. Yeni yapılan bir düzenlemede de Sigortalıların / Hak sahiplerinin lehine olan hükümlerin yeni poliçeler (uyuşmazlıklar) için uygulanacağı, aleyhe olan hükümlerin uygulanmayacağı ilkesi dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesi kararı da yeni düzenleme getirdiğinden ve sigortalıların (hak sahiplerinin) lehine olduğundan eski poliçeler ve uyuşmazıklar için de uygulanacağı düşünülmektedir.

Kararın Sektöre Etkisi Ne Kadar Olacaktır?

Maddi Tazminatlara;

Anayasa Mahkemesi Kararı sonrasında en önemli değişiklik, değer kaybı tazminatlarının hesaplanmasına piyasa fiyatındaki azalmanın etkisi olacaktır. Ayrıca, istisna tutulan 165 bin km'nin üzerindeki araçların ve plastik parça zararı olsa da değer kaybı olacak araçların da tazminat talep edecekleri değerlendirildiğinde mevcut tazminatlara göre %20-%30 oranında değer kaybı tazminat tutarlarının artacağı düşünülmektedir.  Eşdeğer Parça uygulamasında ise, Danıştay tarafından önceki Genel Şartlar maddesinin iptal edilmiş olması nedeniyle, mevcut uygulamada fazla bir değişiklik olmayacağı, ancak yargıya yansıma oranının biraz daha artacağı düşünülmektedir.

Bedeni Tazminatlara Etkisi;

Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında Genel Şartlarada yer alan tazminat belirlenmesine ilişkin hususların ortadan kalkması ile Borçlar Kanunun esas alınamsı geekecektir. Bu da, özellikle  bedeni tazminatların belirlenemsinde önemli değişikliğe neden olacak ve tazminatlarda önemli tutarda artışa neden olacaktır. TRH-2010 mortalite tablosu ve %1,8 teknik faiz yerine Yargıtay kararlarına göre hesaplama yapılacaktır. Bu da PMF-1931 mortalite tablosunun esas alınmasını veya TRH 2010 mortalite tablosu esas alınsa da faizin sıfır alınması sonucunu doğuracaktır. Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri yerine, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre çalışma gücü kayıp oranı esas alınacak olup, bu da oranlarda artışa neden olacaktır. Ayrıca, geçici işgörezlik ve geçici bakıcı gideri taleplerinin de Genel Şartlardaki düzenlemeler esas alınarak reddedilmesi mümkün olamayacaktır. Bu nedenle de tazminatlarda %35-%45 oranında etkisinin olacağı düşünülmektedir.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararının geçmiş hasarlar için de uygulanması durumunda vefat tazminatları için 15 yıllık zamanaşımı, yaralanmalarda 8 yıl zamanaşımı ve maddi zarralarda 2 yıl zamanaşımı olduğu düşünüldüğünde geçmişte ödenen ve bu süreler içine kalan taleplerin %80'inin tekrar ek talep olarak geleceği ve bunun da sektöre önemli bir yük oluşturacağı düşünülmektedir. Bugün itibariyle yeni düzenleme yapılsa dahi geçmişteki tazminatlara etkisinin olmayacağı düşünüldüğünde sektörün bu yükün altından nasıl kalkacağı merak konusudur.

Diğer taraftan, son zamanlarda yapılan düzenlemerin önemli kısmı Danıştay tarafından iptal edilmiş ve nihai olarak son yapılan düzenlemeler de Anayasa Mahkemesi duvarına çarpmıştır ve sektör ağır bir darbe almıştır. Bundan sektörün de, sigortacılıkla ilgili düzenleme yapan bürokratların da çıkaracağı dersler olduğu düşünülmektedir. Hukukun genel prensipleri korunmalı ve sadece sektörün maliyetini azatlmak için değil, dünya sigortacılık uygulamaları da esas alınarak adil ve hakkaniyete uygun düzenlemeler yapılmalıdır. Karayolları Trafik Kanunu gereği “Trafik kazası haksız fiildir.”  Türk Hukukunda haksız fiiller sonucu oluşan zararın nasıl karşılanacağı Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu’nu aşarak Genel Şartlar ile veya farklı mevzuata ile düzenleme yapmak ve özellikle de zarar verenle (sigortalı), sigortacıyı farklı uygulamalara tabi tutmak hukuk yapısını bozmaktadır. Bir hukuk sisteminde iş kazasında oluşan zarar için farklı, trafik kazasında oluşacak için farklı kriterlerin uygulanması doğru ve makul olmayacağı gibi, aynı kazada sigortalıya açılan davada farklı, bunun sorumluluğunu üstlenen sigortacıya farklı kriterin uygulanmasını hiçbir hukuk sistemi kabul edemez. AB ile yapılan anlaşmanın meclisimizde Kanunlaşması sonucu yürürlüğe giren 4477 sayılı Kanuna da aykırıdır. Anayasa Mahkemesi de en üst mahkeme olarak bunu söylemiştir.

Çözüm:

Bundan sonraki aşamada, eğer tazminata ilişkin kriterler belirlenecekse bunun Genel Şartlarla ve hatta Karayolları Trafik Kanunu’na yapılacak eklemelerle değil, Borçlar kanunu ile yapılması gereklidir. Bunun için de Borçlar Kanunu’na eklenecek bir madde ile bedeni tazminatların hesaplamasında esas alınacak kriterlerin Yönetmelikle belirlenmesine ilişkin bir düzenleme yapılması ve esas alınacak mortalite tablosunun, esas alınacak teknik faizin, esas alınacak işgücü kayıp oranının (işgücü kayıp oranının tespitine ilişkin ayrı bir yönetmelik de çıkarılabilir) vb hususların Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenmesi gereklidir.

Borçlar Kanunu’nun gerçek zarar prensibi gereği  kaza sonrası araçta oluşan değer kaybı zararının sigortacı tarafından karşılandığı, dünyada bir örnek yoktur. Karayolları Trafik Kanunu’nun sigorta teminatının istisnası olarak “değer kaybı” zararı ibaresi eklenmesi kadar kolay bir yol varken, aracı onarılanın cebine para koymaktan kaçınmak için Genel Şartlara bu kadar takla attırmanın nedenini anlamak da mümkün değildir. Değer kaybı teminatı isteyen için, poliçeye ek bir teminat olarak da satılabilir. Böylece sektör üzerinden önemli bir yük de kalkmış olur.

6111 Sayılı Kanunla Trafik kazalarından kaynaklı sağlık giderleri SGK’ya devredildi diye, Genel Şartlara yapılan bir yama ile “Geçici İşgücü Kaybı” ve  “Geçici Bakıcı Gideri” zararlarının da SGK’ya devredildiğini iddia ederek ne kendimizi, ne de başkalarını kandıralım. SGK tarafından, kaza sonucu oluşan sadece acil giderlerin karşılandığı bilinmesine rağmen, herşeyin SGK yükümlülüğünde olduğunun kabulü mümkün değildir. Maluliyet raporu aldıktan sonra raporda belirtilen oran üzerinden tazminat ödemesini kabul ederken, hastanede 3-5 ay yatan bir hastanın hastaneden kaldığı dönemdeki çalışamamaktan kaynaklı işgücünü kaybının olmadığını hangi hukuk sistemi kabul eder.

İkisi de ülkemizin kurumu olmasına ragmen, devlet hastanelerinden alınan raporları kabul ederken, Iki üç üniversite hastanesi’nde verilen raporlarda sorun görerek tüm üniversite tıp fakültelerinden alınan raporların kabul edilmemesi nasıl açıklanabilir. Eğer hatalı rapor veren bir kurum varsa gerekli hukuki ve adli takibi yaptırmak ve gerekirse zarar görenlerin daha kolay ve güvenilir raporlar alması için tedbirler almaktır sektöre ve kamuya  yakışan. Böylece hem sektöre olan güven artacak, hem de daha doğru ve kolay rapor alan zarar görenler çözümü farklı yerlerde (hasar takipçilerinde) aramayacaklar ve yargıya da daha az dosya yansıyacaktır.

Yargıya yansıma oranının bu kadar yüksek olduğu sektörde bir problem olduğunun değerlendirilmesi ve yargıya yansıma oranının azaltılması gerekirken, yıllarca sorunlar çözülememiş, bunun için yapılan her düzenleme daha büyük problem olarak dönmüştür. Anayasa Mahkemesi kararı da bunun son örneğidir. Akılcı ve adil yaklaşımla yapılacak düzenlemeler sonrasında sektörün yargı gideri olarak ödediği tutarların azaltılması dahi sektöre önemli katkılar sağlayacaktır. 

Oluşan zararı havuza atarak geri aldığında azaldığını düşünerek yapılan risk yönetiminin matematiksel mantığının olmadığını, sektör yöneticileri anlayarak yeni bir başlangıç yapmalıdır. Havuz kaldırılarak veya çok daha az poliçenin aktarıldığı bir yapıya kavuşturularak, şirketlerin kendi riskini kendilerinin  yönetmesi sağlanmalıdır.

Teminatları genişletilen ve hizmet kalitesini de artırması beklenen, sektör üzerindeki fiyat baskısı da kaldırılmalıdır.

Ali KARAASLAN

sigortacı



Etiketler:
YORUMLAR (2)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)
  • Zafer Şenler19 Ekim 2020 15:07

    Ali Bey, kaleminize sağlık. Karar yayınlandığından beri okuduğum haber ve yorumlar içinde en net ve bilgilendirici yazı sizinki. Affınıza sığınarak, yazınızın eş değer parça kullanımının bitimine ilişkin bölümüne ufak bir katkı yapmak isterim. Şöyle ki, yeni durum kolonunda, "orijinal yedek parça kullanımı" gerekecektir, yanlış anlamaya açık bir ifade olmuş. Sigortacılıkla ilgili sosyal medya paylaşımlarında da benzer ifadeler gördüm. Bana da buna ilişkin sorular geliyor. Mağdur araçta hasarlanan parça ne olursa olsun, onarımında orijinal parça kullanılır sananlar oluyor. Oysa, sebepsiz zenginleşme yasağı ve gerçek zararın tazmini ilkeleri gereği; hasarlanan parçanın niteliği ne ise tazminde de aynısı kullanılır. Hasarlanan parça zaten öncesinde yapılan başka bir onarımda eş değer bir parça ile değiştirilmiş ise mağdur sıfatı ile orijinal parça isteyemez. Yine eş değer parça kullanılır.

  • zeynep19 Ekim 2020 14:56

    sektör yıllardır yaptığı hataların bedelini ödeyecek gibi

AYM'nin kararı sektörü nasıl etkileyecek?