“Kötü kadın” değil entelektüel bir sanatçı!

“İlk milli manken” unvanını alıp New York’ta defileye çıktı. 83 yaşına rağmen içindeki sanat ateşi hala sönmüş değil. “Yeşilçam’ın kötü kadını”, gibi etiketlerin aksine entelektüel bir sanatçı portresi çiziyor Lale Belkıs...

  • İçerik
  • Yorum
  • Yayınlanma: 03.02.2021 - 12:00
    Son Güncelleme: 05.03.2021 - 15:24

Beyoğlu’ndaki okul defilesinde dikkatleri çekti, “ilk milli manken” unvanını alıp New York’ta defileye çıktı. Tiyatro, sinema, dublaj, beste, şarkı, şiir, kitap, resim derken sanat adına yapabileceklerinin hepsini başardı. 83 yaşına rağmen içindeki sanat ateşi hala sönmüş değil. “Yeşilçam’ın kötü kadını”, gibi etiketlerin aksine entelektüel bir sanatçı portresi çiziyor Lale Belkıs...

 Berrin Vildan Uyanık Bekar/Akıllı Yaşam dergisi 

“On parmağında on marifet” deyimi cuk oturuyor O'na: Manken, söz yazarı, piyanist, besteci, şarkıcı, tiyatrocu, sinema ve dizi oyuncusu, dublaj sanatçısı, şair, yazar, ressam...

Magazin dünyasında “Yeşilçam’ın kötü kadını”, “flörtöz kadın” gibi etiketlerle anılsa da üretken ve entelektüel bir sanatçı o. İngilizce ve Fransızcayı akıcı konuşabiliyor, Nietzsche hayranı, Küçük Prens’i defalarca okumuş, hatta Datça’daki tiyatro uyarlamasında rol almış...

Evet, Lale Belkıs’tan söz ediyoruz. Gerçek adı Belkıs Durmaz olan Lale Belkıs, 1938 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra sanat hayatına 1953 yılında manken/model olarak başladı. 1962'de oyuncu Pekcan Koşar ile evlendi. O dönemde "Evlilik Dolabı", "Boeing Boeing", "Becerikli Kaynana" gibi tiyatro oyunlarında rol adı.

Müziğe 1967'de başladı. İkinci evliliğini Ateş Böceği Yalçın ile yaptı. Yeşilçam’ın sevilen yüzü, aynı zamanda pek çok yardım kuruluşunun gönüllü üyesi oldu. En bilineni "İpek Çoraplar" olmak üzere dört anı kitabı bulunan Belkıs, 7. Altın Portakal Film Festivali’nde "Kalbimin Efendisi" filmiyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü alarak sinemadaki emeklerinin karşılığını bir nebze olsun aldı.

Yazlarını Datça’daki yazlığında, kışlarını ise İstanbul’da geçiren Lale Belkıs ile evinde buluşup biraz nostaljik ve hüzünlü, çokça neşeli bir sohbet yaptık. Yüzlerce kitap, kendi imzasını taşıyan onlarca yağlı boya tablo, kendi dikip yıllar önce giydiği ve hala sakladığı kostümler arasında, sanatla iç içe bir ortamda ağırladı bizi. Piyanosunun başına geçip billur sesiyle Fransızca söylediği şarkıyı büyük bir keyifle dinledik.

İşte “yaş alınır ama yaşlanılmaz” sözünün canlı örneği Lale Belkıs’ın başarılarla dolu yaşam öyküsünden kısa bir seçki...

 

Nasıl bir çocukluk, ilk gençlik hayatınız oldu, sanat kariyeriniz nasıl başladı?

İstanbul Eyüp’te doğdum. Beşi kız biri erkek, altı çocuğun en küçüğüydüm. Varlık değil ama fakir de olmayan bir ailede büyüdüm. Babam Çanakkale gazisi, dedemse açık denizler kaptanıymış. Sevgi dolu bir aile ortamımız vardı. Babamla biraz mesafeliydik ama bir kere bile kulağımızı çektiğini hatırlamam. O hastalanınca doktor olmak istemiştim. Hatta babama iğne yapan komşumuzdan bana da öğretmesini istemiştim. Eyüp’teki çocukluk dönemini hala özlemle anarım.

Ortaokulu Fransızca okudum. Sonraları İngilizceyi de öğrendim. Hatta İngilizceyi daha iyi konuştuğumu söyleyebilirim. Ailemizde herkes bir şekilde kendini eğitip geliştirme fırsatı buldu. Mesela bir ablam o dönem Eyüp’teki halkevinde keman dersi almıştı...

Okumayı yazmayı hep sevdim. Felsefeyi özellikle severim. Nietzsche hayranıyım. Küçük Prens en sevdiğim kitaplardan biridir. Hatta Datça’da sahnelenen tiyatro uyarlamasında rol aldım...

14 yaşında Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü'nde stilistlik okumaya başlamıştım. Elbise dikmeyi orada öğrendim. Taksim Belediye Gazinosu'nda, diktiğimiz elbiseleri tanıttığımız defilede hocalarım fiziğimi beğendiği için modellik yapmamı istediler. O defilede Hakkı Devrim, Orhan Boran gibi önemli isimler vardı. O sıra Tarsus Vapuru ile dünyanın çeşitli şehirlerinde sergiler yapılacak, milli giysilerimiz tanıtılacaktı. Benim gitmeme karar verildi.

New York’ta defileye çıktık. Tabii o zamanlar Türkiye’ de televizyon henüz yok. Bir hafta orada kalacağız. Tarık Bulut, Ankara Radyosu’ndan Amerika’ya geçmiş orada program yapıyor. Orhan Boran ve Hakkı Devrim de orada. Defile için podyum kuruldu. Podyumda büyük bir sahne, hepimiz tek tek duruyoruz. Orhan Boran Fransızca, İngilizce ve Almanca bizleri anons ediyor. Muhteşem bir gösteriydi. Tabii ben bu işlerde daha yeniyim. Ama sanırım böyle güzel bir defileyi daha önce onlar bile görmemişti. Şovdan ziyade kültürel bir tanıtımdı bu. Bir hafta boyunca her gün Amerikan televizyonu için çekimlere gittik. Daha 15-16 yaşlarındaydım. Sonra karşıma çıkan bütün fırsatları değerlendirdim. Çok güzel yaşanmışlık oldu. İş hayatında en büyük geliri mankenlikten elde ettiğimi söyleyebilirim.

 Tiyatroyla nasıl tanıştınız?

Lale Oraloğlu sayesinde oldu. 2 ay kadar evinde bana diksiyon ve oyunculuk dersleri verdi. Olay oldu Lale Belkıs’ın tiyatroya geçişi tabii. 1960 yılında Pangaltı Tiyatrosu’nda sahnelenen “Evlilik Dolabı” oyununda İsveçli bir kadını oynamayı kabul ettim. Çok olumlu eleştiriler aldım. Ağaçlar Ayakta Ölür, Kötü Tohum gibi birçok oyunda rol aldım.

 Sinemaya gelirsek... En çok hangi yönetmenler etkiledi sizi?

Tunç Başaran’ın Tarkan filmiyle hafızalarda yer etsem de sanatsal anlamda Atıf Yılmaz filmleriyle kendimi buldum diyebilirim. Bu büyük yönetmenle altı film yaptık ve hepsiyle de ödül aldık. Atıf Bey beğenmediği insanla çalışmazdı zaten. Zeki Ökten de çok önemli bir yönetmendir benim için.

 Birçok albümünüz çıktı. Aynı zamanda Fransızca şarkılar da söylediniz, biraz bahseder misiniz?

Dediğim gibi, ortaokulda Fransızca öğrenmiştim. Diksiyonum bu dile çok yatkındı ama daha sonra öğrendiğim İngilizceyi, Fransızcadan daha iyi konuşurum. Tabii dil konuşmadıkça unutuluyor. Fransa’yı da çok severim. Fransızca şarkıları söylerken aynı zamanda yaşıyorum. Söylediğiniz şarkıların sürekli dinlenmesi lazım. Mesela Timur Selçuk’tan sonra “İspanyol Meyhanesi”ni ilk ben söyledim.

Magazinciler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kültür sanat adına, toplumsal dayanışma adına o kadar şey yaparsınız ilgi çekmez. İlgi çekebilmek için ya siz sevgilinizle basılacaksınız ya da sevgilinizle bir başkası yakalanacak. Mesela yolda yeğenimle yürüyorum, “sevgilisi” diye yazıyorlar. Yahu benim 15-20 tane yeğenim, kuzenim var. Ama yine de kimseyi kötülemek istemem, herkesin bir hamuru, kumaşı var işte.

Dediğiniz gibi Yalçıncığım (Ateş Böceği Yalçın Otağı) ile 43 yıl evli kaldık. O rahmetli olduktan sonra yalnız kaldım. Ama yalnızlığımda bile hiç kötü şeylerle karşılaşmadım. Hayatımda öyle güzel insanlar tanıdım ki… Mesela Yıldız Kenter, Haldun Dormen... Özellikle de Yıldız Kenter benim için çok özeldir. Canım arkadaşım, beni çok severdi. Beraber bir de turnemiz oldu. Çok büyük bir kadındı, ekoldü.



Etiketler: lale belkıs
YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)
“Kötü kadın” değil entelektüel bir sanatçı!