18 aylık riskler, 10 yıllık risk beklentileri

Dünya Ekonomik Formu (World Economic Forum) tarafından yıllık olarak hazırlanan “Global Riskler Raporu” geçtiğimiz günlerde açıklandı. Çalışma, 2007 yılından itibaren birçok uluslararası finans kuruluşunun katkısıyla hazırlanıyor ve hem gelecek 18 ay içerisinde gerçekleşmesi beklenen riskleri hem de önümüzdeki 10 yılın beklentilerini göstermesi açısından önem taşıyor. 

Çalışma genel olarak üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, farklı risk türlerine ilişkin beklentilerin zaman içerisinde ne şekilde değiştiğini ve riskler arasındaki bağlantıları analiz ediyor. Burada dikkatimizi çekmesi gereken, risk türleri arasında mevcut olan sirayet gücünün (contingency risk) de inceleniyor olması. 

Bu aşamada özellikle üç riskin altı çiziliyor. Bunlar iklim değişikliği ve yiyecek-içecek kaynaklarındaki olumsuz değişimler; çatışma bölgelerinden kaçan halk, sonrasında yeniden yerleşme süreci ve yerleştiği bölgeye uyum süreci ile yaşadığımız dördüncü sanayi devrimi. 

Raporun ikinci bölümünde ise global riskler değerlendiriliyor. Özellikle bölgeler arası çatışmaların arttığı bir dönemde olası kayıpların nasıl yönetilmesi gerektiği ve küresel oyuncuların nasıl cevap vermeleri gerektiği ikinci bölümde değerlendirilmiş durumda. 

Raporun üçüncü bölümünde ise ülkelerin sosyal yapılarını değiştirme gücüne sahip riskler ve bu risklerin her biriyle ilgili mevcut üç inisiyatif belirleniyor. 

Bunlardan ilki ve bence en dikkat çekici olanı, dünyayla bağlantısı birçok yönden (sosyal medya, akıllı telefonlar, hızlı internet altyapıları) artan halk (empowered citizen) ve bu değişen yapıyla birlikte geleneksel karar verme süreçlerinde görülen radikal değişimler. Bu değişimlerin özellikle sigorta piyasasına etkisi ise büyük önem taşıyor. 

İkinci global risk, iklim değişikliği ve beraberinde besin maddelerinin ve su kaynaklarının teminine yaptığı olumsuz etki. Katılımcılar tarafından belirlenen üçüncü risk ise pandemik risk... 

Raporun son bölümünde, yukarıda bir kısmı belirtilen risklerle ilgili 140 ülkeden katılan 13 bin iş dünyası profesyonelinden alınan cevapların detayları yer alıyor. 

Değerlendirmede riskler olasılık ve etki anlamında iki ana değerlendirmeye tabi tutulmuş ve 5 ana grupta sınıflandırılmış. Bu gruplar ekonomik riskler, çevresel riskler, jeopolitik riskler, sosyal riskler ve teknolojik riskler olarak karşımıza çıkıyor. 

Bu iki farklı gruplama ve değerlendirmenin gelişimi 2007 yılından beri takip edilebiliyor. Olasılık çerçevesinde en önemli görünen riskler büyük ölçekli göçler, doğal afetler ve iklim değişimlerine adaptasyon. Bu alanda birinci sırada yer alan göçler ise 2014, 2013 ve 2012 yıllarında “gelir eşitsizliği” başlığı altında yine ilk sırada yer almıştı. 

Beklenen etkisinin büyüklüğü bakımından ise ilk sırada, olasılık odaklı değerlendirmede üçüncü önemde değerlendirilen iklim değişimlerine adaptasyon yer alıyor. Kitle imha silahlarının kullanımı ve su krizleri ise ikinci ve üçüncü sırayı almış durumda. Olasılık ve etki listelerini beraber değerlendirdiğimizde, 2015 yılıyla kıyaslandığında 2016’da birbirine daha yakın sonuçların elde edildiğini görüyoruz.

18 ayda göç dalgası, 10 yılda susuzluk...

Araştırmanın diğer bir özelliği de hem gelecek 18 aylık hem de 10 yıllık risk beklentilerinin beraber değerlendirilmesi. Katılımcıların yüzde 52’si, gelecek 18 aylık risk beklentilerinde göç dalgasını ve sığınmacıları birinci sıraya koyuyor. 

Devlet yapılarının iflası yüzde 27.9 ile ikinci, devletler arası anlaşmazlıklar ise yüzde 26.3 ile üçüncü sırada görülüyor. 

Gelecek 10 yıllık risk beklentilerinde ise durum çok daha farklı. Beşinci sırada yer alan sosyal yapılardaki dengesizlik (yüzde 23.3 oranında oy almış) dışındaki diğer bütün riskler doğal kaynaklardaki sürekli değişimle yakından ilintili. Su kaynaklarındaki azalmadan ortaya çıkabilecek krizler yüzde 39.8 ile ilk sırada yer alıyor. İklim değişikliği ve etkileri yüzde 36.7 ile ikinci, doğal afetler yüzde 26.5 ile üçüncü sırada. Olası bir yiyecek krizi ise katılımcıların yüzde 25.2’si tarafından risk olarak değerlendirilmiş.

Risk algısındaki değişkenliğin süresi kısalıyor

Gelişmekte olan ülkelerin kısa ve orta vadeli beklentilerinde farklılıklar ortaya çıkması doğal. Ancak risk beklentilerine baktığımızda, bu eğilimin gelişmiş ülkelerde de ortaya çıktığını görüyoruz. Bu durumun biz sigortacılar için birçok farklı yansıması olacaktır. 

Finansal anlamda gelişmiş piyasaların risk algısı iyi bir fiyatlamaya dayanıyor ve kârlılıkta sürdürülebilir bir tutarlılık sergiliyor. Gelişmekte olan piyasalarda ise yeterli penetrasyona ulaşmış piyasaların rahatlığı yok. Fiyatlama birçok sürprize açık ve dolayısıyla çoğu zaman olması gereken seviyenin altında veya üstünde olabiliyor. Böyle bir ortamda şirket yöneticilerinin risk algılarının yıllık bazda değişmesi normal karşılanabilir. Ancak söz konusu araştırmada hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin yapıları birlikte değerlendirildiğinden, gelişmiş olan ülkelerin risk algılarında da devamlı bir değişkenlik ortaya çıktığı sonucuna ulaşabiliriz. Dolayısıyla sadece Türkiye piyasasını dikkate alırsak, kısa dönem risk beklentilerimizin uzun dönem beklentilerimizden farklı olması ve mikro risklerin makro yansımaları olarak algılanmaması bizi doğru bir kompozisyona ulaştıracaktır.

Dördüncü sanayi devrimi ve dijitalleşme

Global Riskler Raporu’nun sonuçlarında dikkatimizi çekmesi gereken diğer bir nokta da dördüncü sanayi devriminin altının birçok kez çizilmesi... Bazı çevreler tarafından dijitalizasyon olarak adlandırılsa da etkisinin sadece kullandığımız araçlarda değil yaşama biçimlerimizde ve iş yapış şekillerimizde de köklü değişikliklere yol açacağı aşikâr. 

Sigortacılar açısından durum ise doğal olarak sadece dağıtım kanallarıyla sınırlı kalmıyor. Teminat altına alınan her varlığın yapısının değiştiği ve maliyetinin dolayısıyla arttığı bir ortamın zorluğu beraberinde fiyatlama, hasar tespiti, müşteriye ulaşma gibi alanlarda birçok kolaylığı da getiriyor. Bu açıdan, henüz yaygınlık kazanmayan dördüncü sanayi devrimine, orta gelir tuzağından çıkarak sayılı ekonomiler arasına girmek isteyen Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin daha yoğun bir şekilde hazırlanmasını beklemeliyiz. 

Raporda belirtilen, dördüncü sanayi devrimiyle gerçekleşen ve gerçekleşecek olan diğer bir değişim de çevremizdeki bütün eşyaların elektronik hale geleceği, elektronik hale gelen bütün eşyaların bir ağa bağlanacak olması ve her ağın “hacklenme” riskine sahip olacak olması. “Dark Net” olarak adlandırılan ve 

bilişim sektörünün illegal yüzünü ifade eden siber suçlar ise bu genişleyen ağla 

birlikte sigortacıların gündemine giriyor olacak. 

Raporda ayrıca, uzay teknolojilerinin de artacağı, yörüngeye birçok ülkenin 

güvenlik ve iletişim amaçlarıyla uydu fırlatacağı belirtiliyor. Teknolojideki 

gelişmelerin dünya üzerindeki sıcak çatışma alanlarında da bir değişim 

yaratacağı ve bu alanlarda çatışmaların boyut değiştirebileceği raporun diğer 

önemli tespitleri arasında.

Yorumlar
Bu habere henüz hiç yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun!


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Adınız :

Yorumunuz :