Avrupa’da sistemik riskin yönetimi

Küresel risklerin yeniden fiyatlanması, Euro bölgesindeki finansal kurumların mali zayıflıkları, kamu ve özel sektörün borçlanma sürdürülebilirliği, yatırım fonlarındaki zayıflıklar ve artan gölge bankacılık faaliyetlerinin yarattığı riskler... Tüm bunlara Kovid-19 salgını eklenince sistemik risklerin yönetimi konusu önemini bir kat daha artırdı...

Sistemik risk yeniden! Özellikle sigorta sektöründe sistemik riskin Kovid-19 salgınının tetiklediği hasar talepleriyle hızla arttığı, şirketler üstü bir işbirliğiyle ve mutlaka ülke yönetimlerini de dahil ederek kolektif çözümler aranması gerektiği sıkça gündeme getiriliyor. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin düzenleyici kurumlarının işbirliği halinde ve önceden belirlenmiş standartlar çerçevesinde faaliyet göstermesinden sorumlu olan EIOPA (European Insurance and Occupational Pensions Authority – Avrupa Sigorta ve Emeklilik Düzenleyici Kurumu) ile çalışırken kuruluş olarak benzer yapıda olan ESRB (European Systemic Risk Board – Avrupa Sistemik Risk Yönetim Kurulu) hakkında detaylı bilgi sahibi olma fırsatı bulmuştum. Genelde “sistematik risk” kavramıyla karıştırılan ve ülkemizde henüz hak ettiği ilgiyi bulamamış olan sistemik risk, ilgili sektörde faaliyet gösteren oyuncuların tümüne etki edebilecek ve sistemi bütünüyle işlevsiz hale getirebilecek riskler için kullanılıyor. Bulaşma riski (contagion risk) ile yakın ilişkisi bulunan ve genelde beraber değerlendirilmesi gereken sistemik risk, sayısal ölçüm yöntemleriyle birlikte ve orta vadeli projeksiyonlarla takip ediliyor. Sigorta sektörü için Avrupa
Birliği Para Bölgesi’nde (EMU – European Economic and Monetary Union) düşük faiz oranlarının yarattığı yetersiz yatırım gelirleri ve bu durumun hayat poliçelerinde tetiklediği taahhütlerin karşılanamaması sorunu, yakın zamanda görülen tipik bir sistemik risk örneğiydi. Salgın sırasında önceden öngörülememiş ve genel yayılma hızı dolayısıyla birçok kişiyi etkileyen Kovid-19 virüsünün tetiklediği tedavi talepleri de ikinci bir sistemik risk dalgası olarak karşımıza çıkıyor. Sistemik riskle ilgili görüşlerimi “Asıl tehlike sistemik risk mi?” başlıklı yazımda detaylandırmıştım. (https:// zeynepstefan. com/asil-tehlikesistemik-riskmi/) Sistemik riskin ESRB kanalıyla özellikle Avrupa piyasasında nasıl yönetildiği ise bu yazıda değinmek istediğim bir konu...
Dört önemli sistemik risk ve Kovid-19 salgını Avrupa Birliği üyelerinin fi nansal sektörlerinin bütünü üzerinde söz sahibi olan ESFS’nin (European System of Financial Supervision – Avrupa Finansal Düzenleme Sistemi) bir parçası olan ESRB, Euro bölgesindeki bütün oyuncuların fi nansal yapılarını kontrol ediyor. EIOPA, EBA ve ESMA ile aynı kategoride yer alan ESRB, sadece sistemik riskin tespit edilmesinden ve yönetilmesinden sorumlu ve çalışmaları sonucunda elde ettiği tespitleri ilgili alanın düzenleyici kurumu ve ESFS bünyesindeki sorumlu birimiyle paylaşarak gerekli aksiyonların alınmasını sağlıyor. ESRB’nin 2018 yılı raporunda altını çizdiği dört önemli sistemik risk şöyle: Küresel piyasada risklerin yeniden fi yatlanması faaliyetleri, Euro bölgesindeki fi nansal kurumların mali tablolarındaki zayıfl ıklar, kamu sektörünün ve özel sektörün borçlanma faaliyetlerindeki sürdürülebilirlik ve son olarak yatırım fonlarındaki zayıfl ıklar ve artan gölge bankacılık faaliyetlerinin yarattığı riskler. Aslında 2017 yılı faaliyet raporunu okuduğumuzda da benzer bir risk listesini görüyoruz. Kovid-19 salgınının etkileri ise geçen temmuz ayında açıklanan 2019 yılı değerlendirme raporunda belirgin olarak gözleniyor. Öncelikle ilgili sektördeki rekabetin ve tüketici haklarının korunmasını amaçlamakta olan ESRB, ana sistemik risk kaynaklarından olan konsolidasyon-satın alma faaliyetleri ve şirketlerin pazar paylarını 3 aylık periyotlarla yaptığı kontrollerle yakından izliyor. ESRB’nin raporlarında, Avrupa Birliği (AB) üyesi olmamasına rağmen Türk
bankacılık sistemi de takip ediliyor. ABD, Hong Kong, Singapur, İsviçre, Çin, Brezilya ve Rusya ile birlikte AB üyesi ülkeler tarafından Türkiye’ye yapılan yatırımların incelendiğini görüyoruz. EIOPA’nın Türk sigorta şirketlerinin sermaye yapısıyla ilgili benzer bir yaklaşımı olduğunu da belirtelim.
Türk sigorta sektörü için de sistemik risk baskısı artıyor Sistemik riskleri konjonktürel (cyclical) ve konjonktürel olmayan (non-cyclical) olarak sınıfl andıran ESRB, periyodik takip için de sistemik riski oluşturan ve tetikleyen kaynaklar olarak tanımlayabileceğimiz SyRB (Systemic Risk Buff er) değişkenlerini kullanıyor. Yılda iki kez ilgili ülkenin düzenleyici kurumu tarafından gözden geçirilen SyRB değişkenleri, hem makro takibi mümkün kılıyor hem de periyodik
artışın görüntülenebilmesi ve belirlenen sınırların içerisinde tutulabilmesini sağlıyor. GSYH’ya (gayri safi  yurtiçi hasıla) katkısının azlığı ve Türk fi nansal sistemi içerisinde bankacılığa kıyasla küçük bir paya sahip olması dolayısıyla Türkiye sigorta sektörü, AB pazarına nazaran düşük seviyede sistemik riske sahip. Bununla birlikte, şirket üretim paylarındaki dağılımın bozukluğu ve Türk Varlık Fonu altında birleştirilmek istenen şirketlerin portföylerinin yaratacağı yoğunlaşma gibi faktörler kendi içerisindeki sistemik risk baskısını her geçen gün artırıyor. Türk sigortacılığındaki sistemik riskin öncelikle azami sınırlarının belirlenmesinin, sonrasında ise mevcut durum analizleriyle ve yapıya özel metotlar kullanılarak öngörülen seviyeye çekilmesinin sektörümüze ihtiyacı olan yapısal sağlamlığı getireceğine inanıyorum.

Yorumlar
Bu habere henüz hiç yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun!


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Adınız :

Yorumunuz :