AYM iptal kararı sonrasında nasıl bir düzenleme yapılması gerekiyor

09.10.2020 tarihli Resmi Gazate'de yayımlanan 17.07.2020 tarih ve 2019/40 Esas Sayılı, 2020/40 Karar sayılı AYM karraı ile KTK'nın 90. maddesinde geçen Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında geçen tazminatların "bu Kanun ve bu Kanun çercevesinde hazırlanan genel Şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir." ifadesi, "ve genel şartlarda"  ve 92. maddesinin "i" fıkrası iptaline karar verilmiştir. Kanunda açıkça yetki verilmeyen hususlara ilişkin Genel Şartlarla düzenleme yapılamayacağı kararı verilerek, buna ilişkin idareye  düzenleme yetkisi veren maddleri Anayasaya Aykırı bularak reddetmiştir. Genel Şartların Karayolları Trafık Kanunu’na ve Borçlar Kanunu’na aykırı olan kısımları hükümsüz kalmıştır.

Bu durumda ne olacaktır?

Ya yeni düzenlemeler yapılacak, ya da Yargı mercileri tarafından, Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin düzenlemeleri esas alınarak “gerçek zarar” prensibine göre tazminat esasları oluşacaktır. Bu da farklı görüş açıları nedeniyle, farklı uygulamalara yol açacak ve uzun süre karmaşa yaşanacaktır.

Nasıl bir düzenleme?

Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcıdır ve Anayasa maddesinde belirtilmiş olan kişi ve organların Anayasa Mahkemesi kararına uygun olarak hareket etmesi gerekir. Yasama organının da, Anayasa Mahkemesi kararını yok sayarak iptal edilen kanunun aynen yeniden kanunlaştıramaması ya da benzer bir kanun yapamaması anlamına gelmektedir.

Nasıl düzenleme yapılacağı konusunda TSB’nin çalışmalar yaptığı ve görüş aldığı anlaşılmaktadır. Son yıllarda yapılan düzenlemelerin çoğu iptal edildi ve en sonunda da AYM iptal kararı geldi.  Sektör temsilcilerinin ve kamu otoritesinin önceki dönemlerde yaptıkları hataları yapmaktan kaçınmaları, “objektif, adil ve AB standartlarına uygun” düzenleme yapmaları gerekecektir.

Peki bunu nasıl yapacağız. Bunun için AYM Kararının gerekçelerinin iyi anlaşılması gerekir. Kararın gerekçesi kısaca aşağıdaki şekildedir.

Düzenlemelerin Sözleşme özgürlüğüne sınırlama getirdiği,

  • Hukuk devlet ilkesi gereği, temel hakları sınırlayan düzenlemelere yetki veren Kanun maddesinin duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir, nesnel olması ve ayrıca kamu otoritesinin keyfi uygulamalarına karşı koruycu önlemleri içermesinin gerekliliği, 
  • Kanunilik İlkesine aykırılık
  • Zarar verenin yükümlüğü ile sigorta şirketinin yükümlülüğünün farklılaşması

 Gerekçeden de anlaşılacağı üzere, öncelikle düzenleme yapmak üzere idareye yetki veren Kanun maddesinin açık, net ve anlaşılır olması gerekir. Ayrıca, düzenlemelerin sigortacı ile sigortalının yükümlülüğünü azaltmaması gerekir.

Biz Kanunlarımızın çoğunda olduğu gibi Trafik Kanunu da AB ülkelerinden almışız. 6085 Sayılı ilk Karayolları Trafik Kanunu 18.05.1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2000’lere kadar da bir şekilde sorun yaşanmadan hizmet etmiştir. Ne zaman ki sigortacılar el atana kadar.

KTK’nın 90. Maddesinde trafik kazası ile verilecek zararlar haksız fiil olarak belirlenmiş ve tazminatlara ilişkin olarak Borçlar Kanunu’nun haksız fiilere ilişkin hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür. Yani, esasen işkazası için de, kötü niyetli hareketle verilen zarar için de, trafik kazası için de aynı usul  ve esaslara göre zararın tespiti gerekecektir. Bu nedenle, esas olan tazminata ilişkin usul ve esasların Borçlar Kanunu ile düzenlenmesidir. Trafik Kanunu’na konulacak bir madde ile veya Kanunun vereceği yetki çerçevesinde alt düzenlemelerle tazminatın belirlenme usulünün belirlenmesi belki kanuni olacaktır, ancak AYM kararındaki gerekçeye uygun bir düzenleme olmayacaktır.

Yani, haksız fiil niteliğinde olan trafik kazası sonrasında oluşan zararın tespitinin Borçlar Kanunu ile veya Borçlar Kanunu’na yapılacak ekleme ile yetki verilerek yönetmelikle düzenlenmesi gerekir. Gelinen aşamada, Borçlar Kanunu’nda değişikliğe giderek açık ve net olarak idareye yetki verilmesi ve yapılacak çalışmalar ile uygulanacak mortalite tablosu, uygulanacak reeskont faizi (ki sabit bir oran olmamalı, ekonomik verilere göre değişmelidir), esas alınacak işgücü kayıp Yönetmeliği (ya da işgücü kayıp oranı tespit yönetmeliği çıkarılmalıdır) vb. hususların alt düzenlemeler ile yapılması gereklidir. Tabiki, Borçlar Kanunu’nun yürütülmesi Bakanlar Kuruluna (Cumhurbaşkanlığı yürütecektir) verilmiş olduğundan bu düzenlemeler için birçok paydaşın olduğu bir ekiple çalışma yapılmalıdır.

Sigortacının Sorumluluğu, sigortalının sorumluluğundan az olamaz mı?

AYM kararında, “Zarar verenin yükümlüğü ile sigorta şirketinin yükümlülüğünün farklılaşması”nı Anayasaya aykırı bulunmuştur. Ancak, bu her halükarda sigortacının oluşacak zararın tümünden sorumlu olacağı anlamına gelmemektedir.

AYM kararında verdiği kararın gerekçesini anlatırken AB ile imzalanan sözleşmenin TBBM’de onaylanması ile yasalaşan 4477 Sayılı Kanundan bahsetmiş, ancak, kanuna ilişkin çok da açıklama yapmamıştır.

Trafik Sigortasının nasıl düzenleneceğine ilişkin AB ile sözleşme imzalanmış ve TBMM’de onaylanarak, 4477 sayılı “Motorlu Taşitlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasina İlişkin Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” olarak yasalaşmıştır.

TBBM’de Sözleşmeyi Türkiye Cumhuriyeti olarak niçin Kabul ettiğimizi aşağıdaki şekilde gerekçelendirmişiz. 

Kendi ülkelerinde trafik kazalarında zarar görenlerin haklarının zorunlu bir sigorta sisteminin kurulması yoluyla güvence altına alınması gerektiğini düşünerek; Bu konuda üye ülke yasalarının tamamen yeknesaklaştınlmasının güç olduğunu ancak, her üye devletin kendi ülkesinde kazalardan zarar görenlere sağlayacağı teminatı artırıcı hükümler getirme serbestisinin saklı tutulması kaydıyla, zorunlu addedilen temel kuralların Avrupa Konseyine üye ülkelerde bir örnek hale getirilmesinin yeterli olacağını dikkate alarak; Nihayet, uluslararası sigorta büroları ile garanti fonlarının kurulması ve işletilmesini desteklemenin veya eşdeğerli önlemler almanın gerekliliğini düşünerek; aşağıdaki hükümler konusunda görüş birliğine varmışlardır:” 

Görüldüğü üzere, amacımız zarar görenin kurunması olup, ülke olarak sözleşmede “teminatı artırıcı hüküm serbestisi” kabul edilmiş, azaltıcı hak saklı tutulmamıştır

Sözleşme İle Türkiye Olarak Neye Sözvermişiz?

4477 sayılı Kanun; “Sözleşme”, “Ek-I : Sözleşmeye Ek Hükümler” ve  “Ek-II : Sözleşmeye Konabilecek Çekinceler” olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. 

Sözleşmenin 1. maddesi ile nasıl düzenleme yapacağımızı belirlemişiz.

Madde 1-  

1- Akit tarafların her biri, işbu sözleşmenin kendisi bakımından yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç altı ay içinde, kendi toprakları üzerinde herhangi bir motorlu taşıtın zarar verdiği kimselerin haklarının, işbu sözleşmenin ek hükümlerine uygun zorunlu bir sigorta sisteminin kurulması yoluyla teminat altına alınmasını taahhüt eder.  

2- Bununla birlikte, her akit taraf, zarar gören kişiler lehine teminatı artırıcı hükümler kabul etme hakkını saklı tutar.” 

Trafik sigortası ile taşıtın zarar vereceği kimseleri korunmasını sağlayacak bir sistem kuracağımıza söz vermişiz. Sözleşme ile teminatları artırıcı hükümleri kabul edebileceğimizi de saklı tutumuşuz. Amaç, “sigortalıyı korumanın ötesinde zarar görenin korunmasıdır.

Sözleşmenin Uygulanacak Hükümlerini kapsayan Ek-1’in 5 ve 9/1 Maddelerinde sözleşmeye madde koyarak, zararın bir kısmını Sigortalının ödeyeceği şeklinde hüküm koysak da bunun zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğini belirtmiştir. Yani, sigortalı ile sigortacı arasında yapılan özel sözleşme diyerek sigortacı, zararın bir kısmını zarar görene ödeme yapmaktan kaçınamaz veya eksik ödeme yapmaz.

Madde 5 - Sözleşme, sigortalının belirli bir ölçüde zararın tazminine katılmasını öngörse dahi sigortacı, zarar görmüş kişiye, sözleşme uyarınca sigortalı tarafından karşılanması gereken katılma payını da ödemekle yükümlüdür.” 

Madde 9/1 – “Sigortacı, sözleşme ve ilgili yasal hükümler gereğince, sigortalıya karşı sahip bulunduğu hakları, ödemeleri reddetme veya kısma amacıyla zarar görmüş kişiye dermeyan edemez.”

AYM kararının esas gerekçesi de bu maddeye dayanmaktadır. Yani, “keyfi olarak zarar görene ödenecek tazminat sınırlandıramaz, sigortalıya karşı olan karşı olan haklarını zarar görene karşı ileri süremez demiştir.

Kanunda (sözleşmede) nelerin muaf tutulacağı, nasıl kısıtlılık getirilebileceği, nelerin teminat dışında tutulabileceği açık ve net olarak belirlenmiştir.

Kanunun 2. Maddesi gereği; 

Her akit taraf:  

1- Kendisi tarafından tehlikesiz sayılan bazı motorlu taşıttan zorunlu sigortadan muaf tutma;  

2- Milli veya yabancı kamu mercilerine veya hükümetlerarası kuruluşlara ait motorlu taşıtları zorunlu sigortadan muaf tutma;  

3- Sigortanın yapılabileceği asgari tutarı belirleme;  

hakkını saklı tutar.  

Sözleşme gereği asgari teminat tutarını belirleme hakkı verilmiştir. En temel sınırlama da budur. Biz de KTK’ile idareye limiti belirleme yetkisi vermişiz. Ayrıca,  tehlikesiz sayılacak bazı araçları kapsmam dışında tutabileceğimizi belirtmisiz.

Sözleşmenin Ek-II maddesinde sözleşmeye konulacak çekinceler toplu halde belirtilmiştir.

Kanuna Ek-II “Sözleşmeye Konulacak Çekinceler; 

1-Kamu araçları muaf tutulabilir  

2- Tespit edilecek bazı kişiler için Sigorta Yerine Teminat Akçesi usulü getirilebilir. teminat akçesinin, zarar görmüş kişilere, sigorta teminatına eşdeğer teminatı sağlaması gereklidir. 

3- Sigortalı tarafından kasten verilen zararlar 

4- Ek hükümlerin üçüncü maddesinin birinci paragrafının ikinci cümlesinde öngörülen halleri zorunlu sigortadan muaf tutabilir. (hırsızlık ve zorla ele geçirilen araçların sorumluluğu) 

5- Zarar görmüş kişilerin hiç değilse bedeni zararlarının tazmin edileceğine dair teminatları bulunması şartıyla, mal sahibinin veya zilyedin izni olmaksızın veya bunların talimatları hilafına bir aracın kullanımını zorunlu sigorta kapsamı dışında tutabilir.  

6- Manevi zararı zorunlu sigortadan muaf tutabilir.  

7- Sigortalının hükmi şahıs veya özel hukuki şahsiyete haiz olmayan bir kurum veya ticari şirket olması halinde, sigortalının yasal temsilcilerini ve eşlerini ek hükümlerin dördüncü maddesinin birinci paragrafının (c) bölümünde öngörülen şartlar içinde, bu temsilcilerin aile üyelerini sigortadan faydalandırmayabilir.  

8- Bir aracın hukuk dışı yollarla meşru zilyedinin elinden alındığını veya bir cürüm işlemek üzere kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu araç ile yolculuk yapmayı kabul eden kişiler motorlu taşıt sigortasından yararlandırılmayabilir.  

9- Bedava veya gönüllü taşıma halinde, zarara sebep olan araçta bulunan kişilere verilen zararları zorunlu sigortadan muaf tutabilir.  

10- Kamu alanı olmayan fakat bazı kimselere açık alanlarda gidip gelen taşıtları ve kamu yolu haricinde düzenlenen yarışlara veya hız mukavemet veya maharet yarışmalarına katılan araçları zorunlu sigortadan muaf tutabilir.  

11- Yalnız kendi yurttaşları arasındaki ilişkilerde, düşük tutardaki maddi zararlarla ilgili ek hükümlerin beşinci maddesine istisnalar getirebilir. (Sigortalıya tazminatın bir kısmını yansıtma imkanı tanınmıştır, ancak bu zarar görene karşı ileri sürülemez) 

12- Kendi topraklarında meydana gelen bir zararla ilgili olarak, ek hükümlerin altıncı maddesinin uygulanmasını, gerektiğinde temel ilkeler hakkında bilgi vererek mahkemelerin takdirine bırakabilir. (birden fazla zarar gören varsa, teminat tutarının aşılması halinde mahkemeye yetki verilebilir

13- Toplam teminatın dağılımını başka esaslara göre düzenleyen bir yönetmelik hazırlayarak, ek hükümlerin altıncı maddesinin ikinci paragrafına bazı istisnalar getirebilir. (birden fazla zarar gören varsa, teminat tutarının aşılması halinde düzenleme yapılabilir

14- Ek hükümlerin sekizinci maddesinin ikinci paragrafının hükümlerine bazı istisnalar getirebilir. (Yazılı bir talep, sigortacı müzakerelere son verdiğini yazılı olarak bildirinceye kadar, zaman aşımını durdurur. Daha sonra vaki talepler zaman aşımını durdurmaz. hükmüne istisna getirilebilir) 

15- Ek hükümlerin dokuzuncu maddesinde öngörülen durumlarda, zarar görmüş kişi bedeni ve maddi zararlarını karşılayacak teminata sahip bulunduğu takdirde, anılan madde hükümlerine istisnalar getirebilir. Zarar görmüş kişiye verilecek tazminat, bedeni zarar halinde, sigorta mevcut olsaydı uygulanacak ölçülerle, maddi zarar halinde ise tespit edilecek bir başka usulle tayin olunur. (Bu meddeye istinaden istisna getirilebilir-Ek-I/madde-9-Sigortacı, sözleşme ve ilgili yasal hükümler gereğince, sigortalıya karşı sahip bulunduğu hakları, ödemeleri reddetme veya kısma amacıyla zarar görmüş kişiye dermeyan edemez.  Sigortacı, sözleşmenin butlanını sona ermesini, durdurulmasını veya teminatın durdurulmasını, zarar görmüş kişiye ancak, butlanın, sona ermenin veya durdurulmanın tebliğinden 16 günlük bir süre geçmesinden sonra vuku bulacak kazalar için dermeyan edebilir. İlk sigortayı izleyen başka sigortaların varlığı halinde, bu hüküm ancak sonuncu sigortacıya uygulanır. ) 

16- Genellikle kendi ülkesi dışında kayıtlı motorlu taşıtlarla ilgili olarak, ek hükümlerin dokuzuncu maddesinin ikinci paragrafına istisnalar getirebilir. 

Ülkenin mevzuatı doğrultusunda, tazminat hesaplanırken belirlenen limitle sınırlı olmak üzere zarar görenin, zararının bütününün korunması amaçlanmıştır. Nelerle ilgili sınırlama getirileceği, nelerin istisna tutulacağı sözleşme ile kararlaştırılmıştır. Yoksa, değer kaybını farklı hesaplayalım, maluliyet tazminatı farklı hesaplayalım, sigortacı eşdeğer parça ile sorumlu olsun gibi sınırlamalar keyfi olarak getirilemez.  Hep örnek gösterilen “manevi tazminatlar” için de AB ile yapılan sözleşme ile hak tanındığı için istisna getirilmiştir.

 Özetle;

AYM kararında da gerekçe olarak gösterilen 4477 sayılı Kanun (Uluslararası Sözleşme) hükümleri değerlendirildiğinde boşverin Genel Şartlarla keyfi düzenlemeyi,

  • Kanunla dahi bu sözleşmeye (kanuna) aykırı keyfi düzenleme getiremeyiz.
  • Bu kanunda (sözleşmede) yapılan istisnalar dışında zarar görenin tazminatını azaltıcı düzenleme yapılamaz. Burada yer alan düzenlemeler dışında sigortacının, sigortalının sorunluluğundan daha az ödeyeceği şeklinde düzenleme yapılamaz (teminat limiti ile sınırlama hariç).
  • Sigortalının daha düşük tutarda sorumlu olacağına ilişikin düzenleme yapılsa da (ki bedeni tazminatlara ilişikin yapılamaz) bu zarar görene karşı ileri sürülemez.  Eğer buna aykırı düzenleme yapılırsa da Uluslararası Sözleşme olan 4477 sayılı kanun öncelikli olarak uygulanır. 

Doğru olan; trafik kazalarının da dahil olduğu tüm haksız fiille ilgili tazminatların hesaplanmasına ilişkin usul ve esasların Borçlar Kanunu’nda (veya bu kanuna dayanarak Yönetmelikle) düzenlenmesidir. 4477 sayılı kanunun verdiği sınırlamalar dışında, Karayolu Trafik Kanunu’nda tazminatı sınırlayan veya farklı tazminat hesaplaması öngören düzenleme yapmak hatalı olacaktır. Aksi düzenlemeler, hukuk yapısını bozacaktır. Son zamanlarda yapılan düzenlemelerin tümüne yakının Danıştay tarafından iptal edildiği düşünülerek, AYM kararının doğru anlaşılması ve yorumlanması gerekecektir.

Sigortacılık riski yönetmektir. Doğru olan; Riski azaltmaya çalışmak yerine, var olan riski fiyatlayarak pazarlamaktır. Devletimize düşen de serbest piyasayı sağlamak ve hizmet kalitesini artırmaktır.

 

Yorumlar
Bu habere henüz hiç yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun!


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Adınız :

Yorumunuz :