Başarılı emeklilik fonlarının yönetim sırrı

Fon yönetiminin en başarılı olduğu ülkelerde şu ortak noktalar dikkat çekiyor: Profesyonel bir CEO ve yatırım performansından sorumlu bir CIO pozisyonu oluşturuluyor. Yönetim ve yatırım ekiplerinin belli varlık türlerinde profesyonel deneyim sahibi olmasına önem veriliyor. Fon yönetim yapısında alınan kararlarda sürdürülebilirlik ve hesap verilebilirlik kavramları göz önünde bulunduruluyor. Yönetim performansı, ölçülebilir değerler yardımıyla sürekli takip ediliyor...

Emeklilik fonları, değişen finansal koşullara karşı ülkede yerleşik kişilerin ilave finansal kaynağa ve tıbbi desteğe ihtiyacı duyduğu aktif çalışma yılları sonrası, emeklilik dönemlerinde hayat standartlarının düşmesini önleyecek önemli bir finansal kaynak. Finansal alandaki sonuçlarıyla birlikte toplumsal sonuçları da beraberinde getirdiği için emeklilik fonlarının yönetimi hayati önem taşıyor.

Emeklilik fonlarının iktisadi konjonktür içerisindeki yerini doktora tezimde “finansal derinleşme” ana başlığı altında işlemiş, ekonometrik analizle fon büyüklüğünün ülkenin ekonomik yapısının sağlıklı gelişimine katkısını matematiksel olarak ispat etmiştim...

 Belirlenmiş katılım, belirlenmiş fayda

Sadece tasarruf alışkanlığının bir sonucu olmayan, etkin yönetimiyle de ülkeye ek kaynaklar getirebilen, altyapı çalışmalarının finansmanından sağlık sisteminin geliştirilmesine kadar sayısız fayda sağlayan emeklilik fonlarına ilgi, Kovid-19 salgını sırasında daralan ve 2008 yılındaki küçülmeden sonra tekrar kırılganlaşan dünya iktisadi konjonktüründe tekrar artış gösterdi.

Ülke idari görevini üstlenen partilerin ötesinde uzun vadeli bir politika ve uygulamada kararlılık isteyen emeklilik fonlarının yönetiminde ortaya çıkan iki temel yönetim şeklinden bahsedebiliriz:

  • Belirlenmiş katılım (DC – Defined contribution)
  • Belirlenmiş fayda (DB – Defined benefit)

“Belirlenmiş katılım” sisteminde fon toplayan kurumlar tarafından emeklilik dönemlerinde sağlanacak faydaya sahip olunabilmesi için katılımcıdan alınacak kaynağın toplam değeri ve hangi sürede sağlanacağı fon toplama süreci başlamadan önce belirleniyor. Belirlenmiş fayda yöntemi, elde edilecek kaynakların etkin yönetimi için ileri düzey aktüeryal analiz metotlarıyla birlikte yüksek operasyonel maliyetleri karşılayabilecek bir yönetim fonu da gerektiriyor.

Son yıllarda sürekli azalan faiz oranlarıyla birlikte emeklilik fonlarının yönetiminde ortaya çıkan diğer bir yaklaşım “belirlenmiş fayda” yöntemi oldu. Bu yöntemde, prim toplama dönemi bitince elde edilmek istenen kaynağın toplam değeri belirleniyor ve yıllara yayılan prim ödemeleri bu kaynağa göre dağıtılıyor. Belirlenmiş katılım yönteminden en büyük farkı, yatırım sürecinin başarı sorumluluğunun fonu yöneten odaktan emeklilik talep eden birime geçmesi.

Fon yönetiminde faiz gelirleri gelişmiş ülke piyasalarında azaldığı için özellikle hayat sigortalarında belirlenmiş faydaya göre dizayn edilmiş hayat poliçelerinin sigorta ve reasürans şirketleri için büyük mali riskler yarattığını ve çoğunun portföylerini ellerinden çıkardığını görmüştük. Sürdürülebilirliği iki taraf için de sorunlu olabilen bu yöntem de artan bir taleple yürütülüyor.    

 P7 ülkelerini örnek almakta yarar var

WTW’nin 2020 emeklilik fonları raporu, fon yönetimine dair kantitatif veriler ve önemli sonuçlar içeriyor. Bunlardan ilki, yönetim altındaki toplam fonların ülke gayri safi yurtiçi hasılasına oranıyla ilgili. Ülke ekonomisinin hem nicel hem de nitel olarak büyümesi, “finansal derinleşme” için de önemli etken. Etkin yönetilen fonlara sahip olan 22 ülkenin (P22) toplamda 50 trilyon dolara ulaşan fon büyüklüğü, söz konusu ülkelerin toplam gayri safi milli hasılalarının yüzde 62’sini temsil ediyor. Büyüklük olarak ilk yedide yer alan (P7) Avustralya, Kanada, Japonya, Hollanda, İsviçre, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri ise söz konusu 22 ülke fon büyüklüğünün yüzde 92’sini karşılıyor. Türkiye için yüzde 60 oranı karşılaştırılabilir bir değer ve hedef olmakla birlikte fonların yönetim biçimini örnek almamızda yarar var.

Ülkelerin topladığı fonları değerlendirme yöntemlerinde yüzde 45 ile hisse senetleri öne çıkıyor. Borsayı yüzde 29 ile bono-tahvil yatırımları, yüzde 3 ile de nakit izliyor.

Etkin fon yönetiminde öne çıkan ve P7 olarak adlandırılan Avustralya, Kanada, Japonya, Hollanda, İsviçre, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yatırım karar süreçleri için şu benzerlikler göze çarpıyor:

  • Profesyonel bir CEO ve yatırım performansından sorumlu bir CIO pozisyonu oluşturuluyor.
  • Yönetim ve yatırım ekiplerinin belli varlık türlerinde profesyonel deneyim sahibi olmasına önem veriliyor.
  • Fon yönetim yapısında alınan kararlarda sürdürülebilirlik ve hesap verilebilirlik kavramları göz önünde bulunduruluyor. Yönetim performansı, ölçülebilir değerler yardımıyla sürekli takip ediliyor.

Bu yönetim yapısı da ülkemizin düşük tasarruf oranları dolayısıyla sınırlı olan fon kaynaklarının etkin yönetilebilmesi için iyi bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.  

 

Yorumlar
Bu habere henüz hiç yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun!


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Adınız :

Yorumunuz :