Makro perspektiften bankasürans

2020 yılını 82.5 milyar TL prim üretimiyle kapayan Türk sigorta ve reasürans şirketleri, bunun 22.1 milyar TL’sini bankasürans kanalından sağladı. Salgınla birlikte hızlanan dijitalleşme beraberinde dijitalleşmeyle şaha kalkan bankasürans faaliyetlerini getirdi...

 ---------------------------

Sigorta ve reasürans sektörlerinde 2012 yılından itibaren farklı bir kulvara girdik. Temelleri 2008 yılı küresel finansal kriziyle birlikte atılan kapsamlı bir dönüşümün ilk adımları, sermaye yeterliliği anlamında zor günler geçiren sigorta ve reasürans sektörlerinin dijitalleşme serüvenleri için de başlangıç olmuştu. Çıkış noktası operasyonel kârlılığın artırılması olmakla birlikte yüzyıllardır küçük değişimler dışında süreç anlamında kendini birçok dış etkene karşı koruyan bir sektörün ilk kıpırdanışlarıydı bu adımlar.

Söz konusu adımlar sigortacılık değer zincirinde birçok alana etki etti ve süreçleri o kadar değiştirdi ki yepyeni bir risk algısı, satış süreci ve hasar yönetiminden bahseder olduk. Bu bileşenler arasında belki de en dikkat çekeni benim perspektifimde ise bankasüranstı...

Bankasürans karşımıza, sürecin bir ucundaki bankalar ve diğer ucundaki sigorta şirketleri için harika bir işbirliğiyle çıktı. Bankalarda sigorta şirketleri tarafından birçok teminatın sağlanabileceği bir risk yönetim talebi, sigorta şirketlerinde ise bu taleplere cevap verebilecek UW (underwriting) çözümleri, riski analiz edebilecek holistik bir bakış açısı ve yeterli sermaye mevcuttu. Bu işbirliği özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ve teknolojik yenilenmeyi seven birçok pazarda hızla karşılığını buldu ve etkisini günümüzde de arttırmaya devam ediyor.

 

Salgın dijitalleşmeyi, dijitalleşme bankasüransı şaha kaldırdı

Türkiye, sigorta ve reasürans sektörleri açısından birçok anlamda ilginç bir pazar özelliği gösteriyor. Bir yanımız her türlü yeniliğe, finansal piyasalardaki birçok yeni ürünün kullanımına ve teknolojik gelişmeye çok açık. Sorgulamadan her yeni unsuru deniyoruz. Risk algımızı yöneten diğer bir yanımız ise güvence ve teminat talebine mesafeli durabiliyor ve aldığı risklerin çok çok ufak bir kısmıyla alakalı bir çözüm talebinde bulunuyor.

Bu perspektiften baktığımızda son 10 yılda gayri safi milli hasılamızın çok üstünde büyüyen sigorta ve reasürans sektörlerinde teknolojinin derinlemesine etkisiyle birçok farklı dağıtım kanalına ulaştık. Ancak bu kanallardan hiçbiri bankasürans gibi sigortalanma yolculuğumuza nüfuz etmedi.

Bu genel koşulların beklenen bir etkisi olarak 2020’de bir önceki yıla göre brüt prim üretimi yüzde 19.2 artışla 82.5 milyar TL’ye ulaştı. Salgınla birlikte hızlanan dijitalleşme beraberinde dijitalleşmeyle şaha kalkan bankasürans faaliyetlerini getirdi.

 Prim üretiminin yaklaşık dörtte biri bankasürans kanalından...

Perspektifimizi bir adım daha yaklaştırarak kırılımlarına baktığımızda, dünya piyasalarındaki örneklere benzer uygulamalar görüyoruz. OECD ve Dünya Bankası sigorta ve reasürans verilerini incelediğimizde de gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerle benzer bir prim dağılımı öne çıkıyor, üretimde başı hayat branşı çekiyor.

2020 yılını 82.5 milyar TL prim üretimiyle kapayan Türk sigorta ve reasürans şirketleri, bunun 22.1 milyar TL’sini bankasürans kanalından sağladı. Bu tutarın 10 milyarı elementer branşlara, 12.1 milyarı ise hayat branşına ait. 2019 yılında bu değerler sırasıyla 18.2 milyar TL (toplam bankasürans üretimi), 8.7 milyar TL (elementer branş üretimi) ve 9.4 milyar TL (hayat branşı üretimi) şeklindeydi.

Karşılaştırma yapabilmek adına perspektifimizi uluslararası platforma çevirdiğimizde ise yine 2020 yılı verilerine göre en yüksek bankasürans üretim değerlerinin, brüt prim üretimine göre yine hayat branşında oluştuğunu görüyoruz. En yüksek bankasürans payı ise OECD ülkeleri bazında Portekiz’de. Portekizli sigortacılar hayat branşında toplam prim üretiminin (5.7 milyar dolar) yüzde 88’ini, elementer branşta ise toplam prim üretiminin yüzde 10’unu bankasürans kanalıyla üretiyor. Portekiz’i hayat branşında yüzde 72 ve elementer branşta yüzde 7 ile İspanya (toplamda 12.3 milyar dolar), hayat branşında yüzde 64 ve elementer branşta yüzde 9 ile Fransa (toplamda 25.1 milyar dolar) takip ediyor.

 

ABD, Kanada ve Japonya’da bankasüransın adı yok

Dünya örneklerinde de hayat branşında bankasürans üretiminin birçok ülkede elementer branşı rahatlıkla geçtiği görülüyor. Ancak tam tersi özellikte olan bazı ender örnekler de yok değil. Örneğin, halen gelişmekte olan bir bankasürans yapısı gösteren ve üretiminin büyük kısmı konvansiyonel kanallar tarafından kaynaklanan Şili’de (toplam brüt prim üretimi 4.2 milyar TL) elementer branşta yüzde 19 ve hayat branşında yüzde 13 prim üretimi bankasürans kaynağından geliyor.

Dijitalleşme ve penetrasyon oranlarında OECD üyesi ülkeleri arasında öne çıkan Kanada (toplam brüt prim üretimi 71 milyar dolar), ABD (1.5 trilyon dolar) ve Japonya’da (106.8 milyar dolar) dijitalleşme alanında baş döndüren gelişmeler yaşanmasına rağmen hem elementer hem de hayat branşında bankasürans üretiminin (sırasıyla yüzde 1, 2 ve 1) çok düşük seviyelerde kaldığı dikkat çekiyor.

Peki neden böyle? Kısa bir araştırma yapınca karşımıza, düzenleyici kurumun pazarın gelişme dinamiklerine etkisiyle birlikte 1933 yılında yürürlüğe giren “Glass-Steagall Act” ve 1999 yılında yürürlüğe giren “Gramm-Leach-Bliley” kanunlarını görüyoruz. Aradığımız “neden” sorusunun cevabını verecek olan kanunların aslında sigorta ve reasürans piyasasına nasıl bir etkisi olduğunu ise gelecek yazımızın konusu olacak.    

Yorumlar
Bu habere henüz hiç yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun!


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Adınız :

Yorumunuz :