Yabancılaş(ma)

Sigorta sektörü son yıllarda iyice yabancılaştı. Artık yabancılara satılmayan ya da yabancı bir grubu kendine ortak almayan şirket kalmadı gibi. İlk 10’da sadece Anadolu Sigorta kaldı. Sonrasında ise 3-5 şirket var. Onlar da gelinlik kız gibi kısmetlerini bekliyorlar.

Büyük kriz öncesinde Avrupalı ve Amerikalı sigorta grupları, aralarında eski Sovyet ülkeleri ve Türkiye'nin de bulunduğu gruba "green field" diyorlardı. Türkçeye uyarlayacak olursak "bakir/vaat edilmiş topraklar"... Bu bakir topraklarda sigorta penetrasyonu düşüktü ama sayıca büyük nüfus iştahları kabartıyordu.

Bu iştahla da Türkiye’ye geldiler ve şirketleri tek tek satın almaya başladılar. Bu sevindirici bir gelişmeydi. Çünkü kendi teknolojilerini, bilgi birikimlerini (know-how), yetişmiş personellerini de getirecekler; Türk sigorta endüstrisine çağ atlatacaklardı. Bir anlamda sektörü disipline edeceklerdi.
Ama öyle olmadı. Şirketlerin eski sahiplerine ödenen paraların öyle “bir koy üç al” şeklinde hemen geri alınamayacağını anladılar. Üretimler bir türlü beklenen seviyeye gelememiş, kârlılık da giderek düşmeye başlamıştı. "Üretimi artıramıyorsak bari masrafları kısalım" dediler.

Ancak masrafları kısmak yerli yöneticilerle mümkün olamıyordu. Onlar da kendi yöneticilerini dışarıdan getirmeye başladılar. Bir çokuluslu şirket düşünün; dünyadaki prim üretimi 100 birim, Türkiye'deki pirim üretimi de 1 (bir) birim olsun... Türkiye'ye hangi yöneticinizi gönderirsiniz? En iyisini değil elbette.
"Bu yönetici maliyet kontrolünü bilse yeter, teknik bilgisi olmasa da olur" dediler ve öyle de yaptılar. Tıpkı eskiden Türkiye'de üniversite sayısı azken (ve kaliteliyken) büyük şehirlerde profesör olamayan doçentlerin, daha küçük şehirlerdeki küçücük üniversitelere gidip profesör olması gibi...

Pazarı, mevzuatı, Türk insanını bilmeyince ya altlarındaki yetişmiş personele teslim oldular ya da yetişmiş personeller kendilerinden daha bilgili olduğu için, bu kişileri pasif görevlere atadılar ya da yollarını ayırdılar.

Şirketlerin, çalışanları, sistemleri her şeyi farklılaşmaya (değişmeye) başladı; ancak ruhları kayboldu. Sadece kendine verilen talimatları yerine getiren, inisiyatif kullanamayan, makine parçalarına dönüşen yöneticiler görmeye başladık.

Peki tüm bunların dışında kalıp başarılı işler yapan şirketler yok mu? Elbette var. Zaten o şirketler de elmas gibi parlamaya devam ediyorlar.

Türk insanını, pazarı, aracı kurumları anlayabilecek yönetimleri daha fazla görebilmek umuduyla 2013’ün son yazısını noktalayalım.

 

Yorumlar
Bu habere henüz hiç yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun!


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Adınız :

Yorumunuz :