'Ortaklığı ya çok ya az para bozar''

Nur Ger, “Ortaklıklar ya çok iyi para kazanınca ya hiç para kazanmayınca bozulur. Bizimki çok iyi para kazandığımız için bozuldu” dedi

  • İçerik
  • Yorum
  • Yayınlanma: 16.10.2021 - 10:35
    Son Güncelleme: 17.10.2021 - 22:04

“Ortaklıklar ya çok iyi para kazanınca ya hiç para kazanmayınca bozulur. Bizimki çok iyi para kazandığımız için bozuldu” diyen Ger, hem Suteks’in kuruluşunu hem de Galatasaray Lisesi’ne az kız öğrenci alınmasından doğan eşitsizlik durumunun toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda kendisini nasıl şekillendiğini aktardı.


İş dünyasının ve sivil toplum kuruluşlarının yakından tanıdığı Nur Ger, 30 yaşında kurduğu Suteks’in yönetimini kızına ve CEO’ları Erkan Bekiroğlu’na devrettiği son dört yıldır STK’larda daha aktif rol alıyor. 1994-1996 yılları arasında Giyim Sanayicileri Derneği Başkanlığı da yapan Nur Ger, 2018 yılında 40 kurucu erkek ile toplumsal cinsiyet eşitliği savunusunu yapmak üzere yola çıktı ve hedef kitlesi erkeklerden oluşan Yanındayız Derneği’nin kurulmasına vesile oldu.

● Nur Hanım, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Galatasaray Lisesi’ne giren ikinci grup kız öğrencilerdenim. Az sayıda kız öğrenci alınmasından doğan eşitsizlik durumu beni toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda şekillendiren bir süreç olmuştur. 1973 yılında AFS sınavına girerek 73-74 yılını lise son sınıf öğrencisi olarak Amerika’da geçirdim. Sınava giren iki erkek, bir kızdan beni seçmişlerdi. Coğrafya hocamızın “Seçe seçe bir tek seni seçmişler” deyişini unutamıyorum. Gidişim de öyle çok kolay olmadı. Sınava ailemden habersiz girmiştim. Evimize gelen üç kişilik AFS ekibi babamı ikna etti, yoksa gidebilmem de mümkün değildi tabii. Oradan dönüşte Boğaziçi Üniversitesi temel bilimler matematik bölümüne kabul edildim. Daha sonra işletme bölümüne yatay geçiş yaptım. 74-78 döneminde işletmede okuyup 80 yılında yüksek lisansımı tamamladım.

Babamın bir aile toplantısında 44 yaşında kalp krizinden vefat etmesi erken yaşta sorumluluk almama neden oldu. Hemen çalışmaya başladım. Önce ders verdim, sonra da üniversitenin ikinci sınıfında yarı zamanlı sekreterlik yapmaya başladım. Bu süreçte Türkiye’deki ilk simültane tercüme kursuna yazıldım ve profesyonel simültane tercüman oldum.

OTELİN ÜCRETİNİ ÖDEYECEK PARAM YOKTU

● İlk iş tecrübenizde unutamadığınız bir anınız var mıdır?

Sekreter olarak çalıştığım iş yerine bir iş teklifi gelmişti. İspanya Türkiye’den fiğ almak istiyordu, fiğ bir hayvan yemi. Bizdeki Toprak Mahsulleri Ofisi’nin İspanyol muadil firma yetkilisi; “2.000 ton fiğ alacağız, Türkiye’ye geleceğiz, fiğ satıcılarını gezdirir misiniz?” dedi.

Çok büyük bir rakam. İşi üstlendim. Üniversite üçüncü sınıf öğrencisiydim. İspanyollar küçük bir Anadolu turundan sonra resmi teklifl erini gönderdiler. Ve ben ilk şirketimi kurdum. Neden derseniz, çünkü fiğ ihracatı kotaya tabiydi. Ticaret Bakanlığı şirket başına 500 ton kota verdiğinden 4 şirket lazımdı, birini de ben kurdum. Tahsis için müracaat ettik ancak bize tahsis çıkmadı. Bakanlığa hitaben uzun bir yazı yazdım, durumu protesto eden. Ülkemizin bu kadar dövize ihtiyacı olduğu bir dönemde neden tahsis alamadık diye sordum. Ertesi gün tahsisler iptal oldu! Ticaret Bakanlığı’na tekrar gittiğimde arkamda büyük birilerinin olduğunu sandılar. Oysa inandığım konuda sonuna kadar gitme meselesiydi bu. Tekrar başvurup 4 firma olarak 2.000 ton lisansı aldık. Ama hiçbirimizin parası yoktu. Mersin’de bir tüccar bulduk. Parayı o koyacak, bize de yüzde 5 verecekti. 21 gün Mersin’de kaldım. Otelin ücretini ödeyecek param yoktu. Şöyle bir kurgum vardı; peşin ödemeli akreditif açtırdım, para tüccarın hesabına geçecek, o bana komisyonumu verecek, ben de otelin parasını ödeyecek ve diğerlerinin parasını dağıtacaktım. Akreditifte şöyle bir madde vardı; yükleme öncesi İspanyol şirketi kendi uzmanını gönderir, gerekli incelemeden sonra malın yüklemesi yapılır. Gelen uzmana iki ayrı oda tuttum. Bir odada kendi kalırken diğer odaya da laboratuvar kurdu. Orada ben uyandım, dedim başımıza bir iş çıkacak. Yüzde 95 safiyet arıyorlarmış ancak bizim fiğlerimiz yüzde 70 çıkmış. “Bu malı almaya yetkim yok. İspanya’yı aramam lazım” dedi. Neyse konuştu ve malı kabul ettiler. Akreditifin özelliği gereği para bizim tüccarın hesabına geçti. Tüccar bana “Kızım sen git İstanbul’a. Hesap numaranı da ver, gidene kadar para hesabında olur” dedi. İstanbul’a döndüm. Ancak sonra tüccara ulaşamadım. Avukat olan eniştemin yardımıyla noterden ihtarname gönderdim. Bir gün sonra telefon etti. “Kızım ayıp değil mi? Beni bütün Mersin’e rezil ettin. Ben senin paranı mı ödemeyecektim de yaptın” dedi. “Lütfen paramı hesabımıza gönderir misiniz?” dedim birkaç kere. Para geldi ve onu paylaştık. 21 yaşındaydım.

● Üniversite bittikten sonrası nasıl gelişti?

Mühendislik fakültesinden bir arkadaşım, yatırım teşviki ile Yenibosna’da bir konfeksiyon fabrikasının kurulacağını ve işletmeci aradıklarını söyledi. Aile geçmişim nedeniyle konfeksiyon işini iyi biliyordum. İki buçuk senede entegre bir konfeksiyon fabrikası, boyahane vs. kurduk. Yatırım bitince devam etmemi istediler.

İhracata başladık orada. Özal döneminde teşvikler nedeniyle ihracat patladı. Herhalde ülkece bedava satıyoruz ki bütün piyasaları yıktık, 1-2 sene içinde kotalar geldi. Devletin bize her ürün için ayrı gümrük tarife pozisyonu vermesi gerekirken tüm tekstil ürünleri tek bir kategori üzerinden ihraç edilince o kategorideki ürün ihracatı %1000 artmış gözüktü, bunun üzerine AET Türkiye’den gelen hazır giyim ve konfeksiyon ürünlerinin tamamına birden kota getirdi.

Dendi ki “ 31 Temmuz’dan önce Türkiye’de üretilmiş ve topluluk ülkelerine giren malların tamamını alacağız, 31 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye kota uygulamaya başlayacağız.” Fransa’ya TIR TIR tişört yüklüyordum. Tecrübeli bir Fransız müşterim TIR karnesine dikkat etmem konusunda beni uyardı. Sevk edeceğimiz malların üretimini bitirmiştik, o arada TIR’ı bekletiyorduk. Müşteriden paramızı istedik. O da ‘ya malı çekemezsem’ dedi. O zaman paranın yarısını göndereceksin, TIR gümrüğü geçecek, ondan sonra istediğin yerde teslimden önce kalan yarısını göndereceksin, malı da alacaksın, dedim. TIR şoförüne 2 bin Mark ödeyecektik. Dedim ki “Size 4 bin Mark vereceğim. 2 bin Markı şimdi alacaksınız. Teslim noktasında bana telefon edeceksiniz, para hesabımıza geçmişse malları teslim edecek ve Türkiye’ye gelince kalan 2 bin Markınızı da alacaksınız.” Aynen dediğim gibi oldu.

SUTEKS'İ 30 YAŞINDA KURDUM

● SUTEKS’e gelirsek…

Patronla beni işe alan genel müdür ihtilafa düşünce genel müdürle birlikte oradan ayrıldık. Yüzde 25 hissedar olarak dört yıl orada çalıştım. Ortaklıklar ya çok iyi para kazanınca ya hiç para kazanmayınca bozulur. Bizimki çok iyi para kazandığımız için bozuldu. Ben de hissemin karşılığını alıp 86’da Suteks’i kurdum. 30 yaşındaydım.

SIFIRDAN 60.000 PARÇAYI ÜRETMEYE BAŞLADIK

● Bir müşterinizle yaşadığınız uykularınızı kaçıran bir anınız oldu mu?

Yeni sezon malları yılbaşı öncesinde sevk ederiz, Ocak’tan sonra ise müşterilere dağıtımı yapılır. Anlatacağım anımdaki Hollandalı müşterimizin tüm koleksiyonunu biz yapıyorduk, 60 bin adetlik üretimi 4 ayda tamamlamıştık. Tüm yeni sezon üretimini bayram öncesi TIR’a yükledik ve yola çıktı.

Sevkiyattan sonra bir yönetim toplantımızda bu müşterimiz çılgınca bir şekilde bizi aradı ve şoförün gümrüklü bölgede kasayı indirdikten sonra dinlenmeye gittiğini ve o sırada birilerinin TIR’ın kasasına çengeli takıp malları çaldığını söyledi.

Anlattığı olayın tüm videolarını sonradan izledik. Müşteri “Ben bittim” diyordu telefonda. Çünkü sezon öncesi müşterilere malı teslim edemediğinde veya teslimatı geciktirdiğinde o marka biter.

Biz bu olayı duyduktan sonra acil bir duyuru yaptık, tüm takım bayram tatili olmasına rağmen neredeyse 24 saat içinde toplandı. Hep beraber toplantı yaptık. 14 Aralık’ta bu olay yaşandı, normalde müşteri 15 Ocak’tan itibaren malları rahatlıkla sevk edecekti. Olaydan sonra 16- 17 Aralık gibi sıfırdan 60.000 parçayı üretmeye başladık. Üstelik tek bir model değil, 100 model, 45 çeşit kumaş ve 7 renkten oluşan full bir koleksiyondu.

17 Aralık’ta başladığımız üretimi 30 Ocak’ta bitirdik ve uçakla hepsini Hollanda’ya gönderdik. Müşterimiz butikleri arayıp ayakkabıları taşıyan TIR’ın çalındığını söyledi. Müşterileriler de 1 aylık gecikmeyi doğal kabul ettiler ve 15 Şubat’ta dağıtıma başlandı. Tüm bunlar yaşanırken TIR kasası içi boş olarak bulundu ancak hırsızlar bulunamadı. Daha sonra hırsızlar marka sahibini arayıp “Mallar elimizde, şu kadar para verirsen malını geri veririz” gibi bir teklifte bulunmuş, ancak malları tekrar üretmeye başladığımız için müşterimiz kabul etmemişti.

Biz de onlara mucizeler yarattık

● Kriz yönetimiyle ilgili bir anınızı dinleyebilir miyiz?

2001 krizine yaklaşık 10 milyonluk Euro’luk ciroya karşılık 5 milyon Euro’luk açık pozisyonla yakalandık. Birkaç müşterimize telefon edip açığı kapatmak için destek istedik. Biz o dönemde siparişi alır, 4-6 ay arasında sevkiyatımızı yapar ve yükleme öncesinde ödememizi alırdık. Müşterilerimize sevkiyatın bedelinin yüzde seksenini peşin olarak gönderirlerse kredi pozisyonlarımızın bir kısmını kapatabileceğimizi ve bu zor durumu atlatabileceğimizi söyledik. “Tamam. Biz parayı sana gönderiyoruz, sana güveniyoruz” dediler. En büyük müşterimiz King Louie bize fazlasıyla ön ödeme yaptı. Krizi hafif geçirmemize destek oldu. Bu güvenlerini hiçbir zaman unutmadım ve biz de onlara mucizeler yarattık. Örneğin üç sezon koleksiyonunu aynı anda ürettik. Onlar üç kaç büyüdüler. 26 yıldır birlikte çalışmaya devam ediyoruz.

"Vermiyorsanız kalkıp gidiyoruz"

Özal döneminde kota müzakere heyetleri içinde yer aldım. Çiller dönemindeki Gümrük Birliği müzakereleri heyetinde Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı olarak hazır giyim konfeksiyonu sanayicilerini temsil ettim. Kota müzakereleri döneminde gittiğimiz bir toplantı öncesinde yüzde 5 artışa razıydık. Özal giderken dedi ki “Yüzde 50 artış isteyeceksiniz. Vermezlerse de masadan kalkın gelin. Ben arkanızdayım.” Gittik, oturduk masaya. Heyet başkanımız Hasan Arat “Yüzde 50 istiyoruz. Vermiyorsanız da kalkıp gidiyoruz” dedi. Oturuma ara verildi önce. Pazarlık sonrasında yüzde 25 artış ile ayrıldık oradan, bayram ederek. İlk hedefimiz yüzde 5 iken yaklaşık 20 kategoride yüzde 20-25 arasında artışlar aldık. Müzakere kültürünü, diplomasiyi, sabırlı olmayı ve politik olarak kazan-kazan stratejisini bu müzakere süreçlerinde daha iyi kavradım. Doğan Selçuk Öztürk/Dünya



Etiketler: ORTAKLIK, NUR GER
YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)
'Ortaklığı ya çok ya az para bozar''